Yeni bir isim ve blog ile yeniden başlıyorum. Böylesi durumlarda kullanılan o meşhur sözü bir hatırlayalım: “Yine. Yeni. Yeniden.”

Bir çok defa blog açtım, yazdım ve bir süre sonra her şeyi sildim. Yine bu zaman zarfı içerisinde bir çok defa isim aradım, değiştirdim vs. Çünkü kolay beğenebilen bir insan değilim. (Biliyorum, bu hiç iyi bir özellik değil.) İstiyorum ki , mükemmel olmasa bile mükemmele yakın olsun yaptığım şeyler. Bu yüzden yeri geldi bloğumun temasını değiştirdim bir çok kez. Yeri geldi bloğun adını değiştirdim. Yeri geldi bloğun domainini (alan adı) değiştirdim. Yeri geldi bloğun logosunu değiştirdim. Yeri geldi bloğun içeriğini sevmeyip hepsini sildim.

Şöyle bir bakıldığında pek hoş durmuyor tablo, farkındayım. Bu durumdan bilhassa yakın çevrem yakınabilir. Onların “Yine mi Çağrı yaaa….” tarzı tepkilerini tahmin edebiliyorum.

Bu süreç içerisinde bir sürü bölündüm. Mesela,
Fotoğrafçılık kimliğim için “An Avcısı” ismini kullanmaya başladım. Bu isimle ayrı bir blog da açtım. Burada fotoğraf üzerine içerikler üreteyim diyordum.

Sonra “Cümle Konservesi” isminde bir blog açtım ve beğendiğim sözleri bu blogda paylaşmaya başladım. Buradaki niyetim daha çok beğendiğim notları kendim için bir yerde tutuyor olmaktı. Ama yine de isim olarak gayet orijinal.

Bir ara “ç5k7” ismiyle devam ettim. Ki yakın çevrem hala beni bu şekilde tanır. ç5k7 ismi Çağrı Konyalı isminin kısaltılmış hali bir nevi. Şöyle ki, Çağrı ismi “Ç” harfi ile başlayan 5 karakterli bir isim. Yani ç5. Aynı mantıkla soyadım k7. Baktım ki ç5k7 ismi de bir çok kişi tarafından ilk başta bir anlam ifade etmiyor ve karıştırılmaya müsait, bu isimden de vazgeçtim.

Kitap okumayı çok seven biri olarak bir de kitaplar üzerine bir blog açmaya karar verdim. “Kitaposfer” ismini verdiğim blogu hayata geçirerek, okumuş olduğum kitaplardan altını çizdiğim satırları bu blogda paylaşmaya başladım. Çok fazla zamanım olmadığı için yeterli vakti ayıramadım oraya da. Ama artık bu kitap içeriğini bu bloğumda “Kitaposfer” kategorisi altında devam ediyor.

Hepsi iyi, güzel, hoş…
Fakat farkettim ki ne kadar dağılırsan, enerjin de o kadar dağılıyor ve hiçbirisine yeteri kadar odaklanamıyorsun. Bahsettiğim bu isimlerin hepsi çok güzel, hepsi markalaşabilecek isimler, hiçbirisinden de vazgeçemiyorsun. Ama bir noktadan sonra kopuyorsun. Odağın dağılıyor ve hiçbirisiyle yeterince ilgilenemiyorsun. Bu defa da hiçbirisinde sürekliliği ve kararlılığı sağlayamıyorsun.

İşin özeti şu; Vazgeçemediğinde, bölünmeye başlıyorsun!

Vazgeçmeye karar verdim!
Evet, tüm bu isimleri geride bırakıp, tek bir isimle yoluma devam etmeye karar verdim: DESIGNOPH.
Designoph marka ismim ve yaptığım işleri bu marka ismi adı altında yapacağım. Bütün sosyal mecralarda ise @cagrikonyali social id’si ile yani kullanıcı adı ile bana ulaşabilirsiniz. Mevcut sosyal hesaplarımı bu kullanıcı adı ile güncelledim. Social ID demişken, çok çok önceden eski blogumda bahsetmiştim ama bu yeni blogumda da bu konuya yeniden değineceğim.

Toparlayayım;
twitter/cagrikonyali
instagram/cagrikonyali
linkedin/cagrikonyali gibi.

Son olarak Designoph (dizaynof) ismine değinip yazıyı sonlandırayım.
Sizin de tahmin edebileceği üzerine design yani tasarım kavramından türettiğim bir isim. Filozof der gibi… Designoph da, tasarıma dair meraklı, ilgili, düşünen, üreten kişi anlamında. Çünkü tasarım benim için bir tutku. Tasarımın benliğimi nasıl hacklediğine dair hikayemi de yazacağım en kısa zamanda.

Designoph’un logosunda ise yazılım/kodlama olayını ifade eden bir ikon kullandım diyelim. Tasarım ve yazılım olayını beraber kullanmak istedim çünkü bilgisayar mühendisliği mezunu biri olarak tasarım ve yazılım olayını birlikte ifade etmem gerekiyordu.

Yazı bitti. Hepsi bu kadardı.
Okuduğunuz için teşekkür ediyorum değerli okuyucu. 🙂

Bu yazı hoşuna gittiyse, sosyal medyada paylaşarak beni mutlu edebilirsin.