Birkaç ay önce ünlü bir kitap mağazasında dolanırken, tesadüf eseri Tuhaf dergisine rastladım. Derginin kapağında o sıralar henüz yeni kaybettiğimiz çok değerli bir üstat olan Ara Güler‘in görseli vardı. Elime alıp incelemeye başladım. İlk dikkatimi çeken şey çok renkli bir yazar kadrosunun oluşuydu. Yazar kadrosunu da gördükten sonra hiç tereddüt etmeden aldım dergiyi.

Hemen bir kahve zincirinin mekanına geçip, kahvemi yudumlayarak dergiye detaylı göz atmaya ve okumaya başladım. Uzun yıllardır dergi okumuyordum. Çünkü hiçbir dergiyi tam anlamıyla bitirebildiğimi hatırlayamıyorum. Dolu dolu içeriklere rastlayamıyordum. Tuhaf dergisi bu uzun süre zarfından sonra çok iyi geldi. Tüm içeriği hiç sıkılmadan büyük bir keyifle okuyup bitiriyorsunuz.

Peki kimler var yazar kadrosunda?

İlber Ortaylı, Zülfü Livaneli, Ahmet Mümtaz Taylan, Barış Özcan, Tarık Tufan, Kalben gibi isimlere rastlamak mümkün. Kadro çok cezbedici geldi değil mi? Ben de öyle düşünmüştüm.

Sadece bu isimler değil tabi; başka yazarlar da olduğu gibi, her ay farklı isimler de yer alıyor. Mesela Ocak 2019 sayısında, sektörün en baba isimlerinden “internet ekipler amiri” lakaplı Serdar Kuzuloğlu var.

Serdar Kuzuloğlu – Tuhaf Dergi

Serdar amiri görünce daha bir mutlu oldum. Çünkü uzun yıllardır severek yakından takip ettiğim ve bana çok şey katan değerli bir isimdir Serdar Kuzuloğlu. Müthiş bir bilgi birikimine sahip ve bunu da insanlarla paylaşıyor ve bir nebze de olsa faydalı olmaya çalışıyor. Ki bana göre çok daha fazlasını yapıyor. Ülkemin Serdar Kuzuloğlu gibi daha fazla isimlere ihtiyacı var.

Tuhaf dergisinin bu sayısında okuduğum ilk yazı, haliyle tabiki de Serdar Kuzuloğlu’nun röpartajı oldu. Yine şaşırtmadı, muazzam bir içerik. Bu röpartajından altını çizmiş olduğum bazı satırları da paylaşmak istiyorum sizlerle…

Tuhaf Röportajından Alıntılar

Neden çoğumuz bu kadar mutsuzuz? 
İnsanoğlu özünde hem yaratıldığı dünyayla hem de yarattığı dünyayla uyumsuz. Mutsuzluğumuzun temel nedeni bu: Uyumsuzluk.

Neden böyleyiz?
İnsan, özünden bozuk bir canlı ve bu dünyaya ait değil. İnsan, ait olmadığı bir dünyada kusurlarıyla yaşamaya çalışıyor. Teolojik bakış açısıyla düşündüğümüzde dahi bu dünyaya ait değiliz. Bu dünyaya düşmüşüz. Burası ceza çekmek için geldiğimiz bir gezegen ve biz bu gerçeği unutup burayı cennete çevirmeye çalışıyoruz. Aslında dünya bizim cehennemimiz. Bu gezegende sürgünüz.

Sürgünüz ve zararlıyız bir de…
Yok olduğumuzda bu gezegen rahatlayacak. Düşünsene, arılar yok olduğunda dünya yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor ama insan yok olduğunda 100 yıl içinde dünya gerçek bir cennete dönüşme olasılığına erişiyor.

Tanrılaşma ve hakim olma arzusu bizi mutsuzluğa mahkun ediyor. Ama bu iyi… Eğer insanlar hep zevk ve mutluluk peşinde koşsaydı hiçbir sanat eseri olmazdı. Her şeyi ama her şeyi huzursuzluğumuza borçluyuz. Sanat da icatlar da anlam arayışının sonucu.

Ya teknoloji?
Teknoloji, insanın doğaya başkaldırısı ve Tanrılaşma arzusudur.

Alarmizm
İnsanoğlu değişimi sevmez. Bundan rahatsız olur. Mesela on parmak daktiloyu çok iyi biliyorsunuzdur ve bu yüzden yeni gelen cihazı reddedersiniz. Onun nimetlerini istemediğiniz için değil; sizin yetenekleriniz daktilo devrine ait olduğu için. Bu “Alarmizm” denilen bir akım doğurmuş.

Beynimiz bundan nasıl etkileniyor?
Telefonlar, uygulamalar, bildirimler… Zihin ve cihaz senkronizasyonunda sorun yaşıyoruz. Beynimiz cihazlar gibi hızlı ve aynı anda birden fazla şeyi yapabilme kabiliyetine sahip değil. Bu yüzden de uyuşmazlık oluyor. Dikkatimiz dağılıyor ve neye odaklanacağımızı şaşırıyoruz. Bundan sonraki dönemde aşmaya çalışacağımız sorun bu olacak.

Mümkün olan en iyi geleceği tasvir eder misiniz? 50 yıl sonra insanlığın ütopyası nasıl olabilir?
Amazon’un kurucusu Jeff Bezos, “10 sene sonra değişeceklerdense değişmeyeceklere odaklanmak daha akıllıca” diyor.


Altını çizdiğim satırlardan bir kısmını paylaşabildim.
Daha fazlası için Tuhaf dergisi sizi bekliyor.
Tavsiye ederim… 🙂