Posts in "kitaposfer" tag

Kibritleri Çok Seven Küçük Kız – Gaetan Soucy

Kardeşimle bana parçalanıp dağılmamamız için emirler gerekliydi, bu bizim yapı harcımızdı. Baba olmadan hiçbir şey yapmasını bilmiyorduk. Kendi kendimize yapabildiklerimiz tereddüt etmekten, var olmaktan, korkmaktan, acı çekmekten ibaretti.

“Söylesene nefes alıyor mu?” diye üsteledim.
Babanın, en ufak bir kuşkuya yer bırakmayacak bir nefes alma tarzı vardı. Kasılıp kaldığında, bir askılık kadar hareketsiz olsa da, sonu gelmeyen sabit bakışlarla bakıp dursa da, o donup kalmış haline rağmen, hala bu dünyada olduğunu anlamak için göğsünü izlemek yeterdi – başta yamyassı olan göğsü, bizim tek oyuncağımız olan kurbağa gibi kabarır, ölü bir atın karnı kadar şişip irileşir, sonra kısa aralıklarla, küçük sarsıntılarla eski haline dönerdi.

Kardeş soruma cevap olarak başını salladı. O zaman ölmüş, dedim. Sıkça yapmadığım bir şekilde tekrarladım: O zaman ölmüş. Tuhaf olan, bu kelimeleri telaffuz ederken, hiçbir şey olmamasıydı. Kainatın hali her zamankinden daha kötü değildi. Her şey aynı eski uykuya dalmış, hiçbir şey olmamış gibi geçip gidiyordu.

Okumaya devam et…

Ay Işığı Sokağı – Stefan Zweig

Taşra kılıklı kayıtsız insanlardan bir araya gelmiş bu akıntıya kapılıp istem dışı sürüklenmek başta hoşuma gitse de yabancı insanların arasında dalgalanmaya, onların kesik kesik kahkahalarına, bana bakan şaşkın, yabancı ya da sırıtarak saldıran gözlerine, farkında olmadan beni ileriye doğru iten dokunuşlara, bu binlerce küçük kaynaktan yayılan ışığa ve yeri durmaksızın eşeleyen binlerce adıma bir süre sonra katlanamadım.

 

Gizemli karanlık ve beklenmedik ıssızlık bana iyi gelmişti; adımlarımı yavaşlattım, biri diğerine benzemeyen dar sokakları birer birer inceledim. Sokaklardan kimi sakindi, kimi insanı çekiyordu, ama hepsi karanlıktı ve hepsinden kısık müzik ve insan sesleri geliyordu; görünmez bir yerden, tonozların bağrından esrarengiz bir şekilde kabarıp yükseliyordu sesler, öyle ki yeraltındaki kaynağın yerini anlamak olanaksızdı. Çünkü hepsi kendi içlerine kapanmıştı ve kırmızı ya da sarı bir ışıkla göz kırpıyordu yalnızca.

Bu küçük yan sokaklar büyük kentin çukurluklarında yer bulup saklanmak zorundadır; çünkü içlerinde yüzlerce maske takmış kibar insanlar barındıran tertemiz camlı aydınlık evlerin neleri gizlediğini küstahça ve yılışıkça söyler onlar.

Okumaya devam et…

Boğulmamak İçin – George Orwell

Şişkoların ayaklarını görememeleri adi bir yalan olsa da bu, benim dik durduğumda ayaklarımın ancak yarısını gördüğüm gerçeğini değiştirmiyordu. Sabunu karnımda dolaştırırken para almadığı sürece hiçbir kadının dönüp bana tekrar bakmaya zahmet etmeyeceğini düşündüm. O an bir kadının dönüp bana tekrar bakmasını özellikle istediğimden değil ama.

 

Batı Bletchey hattı çoğunlukla gecekondu mahallelerinden geçse bile saksıda yetiştirilen çiçekleriyle küçük arka bahçelerin, kadınların çamaşır astıkları damların ve duvarlardaki kuş kafeslerinin anlık manzarası insana bir tür huzur verir.

 

Tombik olduğum su götürmez; bedenim üst yarısı sahiden fazlasıyla balıketidir. Ama sanırım daha ilginç olanı, sırf biraz kilolusunuz diye neredeyse herkesin, size tümüyle yabancı birinin bile görünüşünüzle ilgili olarak aşağılayıcı bir yorum içeren bir lakabı size teklifsizce uygun görmesidir.

Okumaya devam et…

Bugün Annem Öldü Belki de Dün

Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum. Bakımevi’nden bir telgraf aldım:

Anneniz öldü. Cenazesi yarın kaldırılacak.

Saygılar.

Bundan pek bir şey anlaşılmıyor. Belki dün ölmüştür.

. . . . . . . ✂

Bu çarpıcı ve sarsıcı sözcükler Albert Camus‘un o meşhur kitabı Yabancı‘nın başlangıç cümleleri…

Sizi bilemem ama ilk okuduğumda bana oldukça sarsıcı gelmiş ve daha kitabın ilk saniyelerinde -ne oluyor yahu?- tarzında tepki vermiştim. Bir insanın dünyada en çok sevdiği varlık olan annesine karşı böylesine soğukkanlı ve duygusuz oluşu insana ilk başta sarsıcı gelmesi pek normal. Kitabı okudukça karakterimiz Meursault‘u daha iyi tanımaya ve onun bu tür davranışlarını normal karşılamaya başlıyorsunuz. 

Okumaya devam et…

Siz Kitaplarınızı Saklıyor musunuz ki!

Geçtiğimiz günlerde bir kitap kampanyasına denk geldim. Bir köy okulu için kitap topluyorlardı. Kampanya iyi güzel de, ben kampanyanın ismine takıldım biraz.

“Saklama, bağışla!” yazıyordu.

Ne demek saklama?
İyi de güzel kardeşim, kitap saklanmaz ki!

Gerçekten kitap okuyan, kitapları seven, kitaplara ilgi duyan insanların yapabileceği bir şey değildir saklamak. Eğer kendi kütüphanesi oluşturmaya çalışan birisi için, kitaplığında duran/biriken kitaplar için saklamak ifadesini kullanıyorsanız, bu pek yakışıksız bir ifade olur. Çünkü kitaplar saklı durmuyorlar; kütüphanede kardeşleriyle birlikte yaşıyorlar.

Okumaya devam et…

Sonraki Gönderiler »