Geçtiğimiz haftalarda kendisini eski yazılımcı diye ifade eden -ki şu an dış ticaretle ilgileniyor- benim de değerli gördüğüm, sevdiğim bir isim olan Ahmet Çığşaryerustu.com ile bir sohbetimiz oldu. Yazmış olduğum bir yazıya istinaden ilerleyen konuşmanın bir kısmında bana kendi markamı oluşturmama dair düşünce ve fikirlerini de dile getirdi.

Uzun zamandır kişisel markalaşma süreci içerisindeydim. Zaten bahsi geçen yazı da benim bu süreçle ilgili yazmış olduğum bir yazıydı. Merak edenler buraya!

Neyse ki artık bu konu netlik kazandı!

Kişisel markalaşma üzerine araştırmalar yaparken, markalaşmanın önemli noktalarından birisinin de kendi markanızın, çevrenizin ve insanların gözünde nasıl algılandığı, nasıl göründüğüydü. Markanız insanlarda ne uyandıracaktı? Siz, insanlarda hangi algıların oluşmasını istiyorsunuz? vs.

Ben de mevcut durum değerlendirmesi yapmak için kendi çevreme beni 5 kelime ile özetlemelerini istedim. (5 kelime sembolik bir ifade elbette). Bunu yapabileceğim ve kısa sürede çok kişiye ulaşıp daha hızlı etkileşim alabileceğim sosyal medyayı tercih ettim. Aktif kullandığım Instagram hesabımın hikaye kısmında az önce de dediğim gibi beni 5 kelime ile özetlemelerini rica ettiğim hikaye paylaştım. Bu yolu seçmemin güzel bir yanı da şuydu; hızlı etkileşim olduğu kadar beni tanıyan ve tanımayan ufak da olsa bir takipçi kitlemin olmasıydı. Beklediğim gibi hızlı etkileşim sağladım ve bir çok değerli kişi bu konuda bana dönüşler yaptı.

Dönüş yapan arkadaşlarımdan biri bana, bu konudaki datayı blog yazımda yazmamı önerdi. Açıkcası bloğumda yazma düşüncem yoktu bu konuyu ama sonra düşününce neden yazmayayım ki dedim kendi kendime!

İstesek de istemesek de, farkında olsak da olmasak da, aslında hepimiz kişisel bir marka olma potansiyeline sahip. Eğer sosyal mecralarda aktif bir kullanıcı iseniz yazdıklarınız, çizdikleriniz, okuduklarınız kısaca paylaştığınız her şey, sizi takip edenlerin gözünde bir algı yaratıyor. Bu algı iyi veya kötü olabilir, tamamen size bağlı. Artık siz kendinizi nasıl tanımlarsanız tanımlayın, insanların gözünde ne iseniz, ‘o’sunuz! Ötesi değil!

Peki ben insanların gözünde nasıl bir algı yaratmışım bakalım;

  • Merak eden, araştıran, hevesli, pozitif, inançlı.
  • Kahve sever, kitap sever, yazar-çizer, gezer.
  • İyi niyetli, duygusal, detaylara dikkat eden, materyalist olmayan, online etkileşimi seven.
  • Okuyucu, kahveci, gezgin, fotoğrafçı, iştahlı.
  • Yazar-çizer, okur, sever, gezer.
  • Masum, çılgın, hayalperest, idealist.
  • Kitap, blog, fotoğraf, Apple.
  • Özgün, blog, teknoloji, fotoğraf, gerçekçi.
  • Yardımsever, ince fikirli, derin.
  • Özgün, samimi.
  • İstikrarlı, titiz, meraklı, sosyal iletişim yeteneği başarılı, özgüvenli.
  • Cool, kahve sever, özgün.
  • Düşünceli, gezmeyi seven, duygusal, yemeği seven, yetenekli.
  • Apple, kahve, kağıt, kalem, an avcısı.
  • Mühendis, zevkli, insancıl, gözlemci, analizci.
  • İşini seven, tarz sahibi, yaratıcı, sorumluluk sahibi, farklı.
  • Fotoğraf, bilgisayar, kahve, simit, akşam manzaraları.

Şöyle bir baktığımda genel tablo fena değil bence, buna sevindim. İnsanların gözünde olumlu ve güzel algılar bırakabilmişim. Mevcut durum değerlendirmesi bu şekildeydi. Bundan sonrası ise DESIGNOPH markasının insanlara neleri yansıtacağı ile ilgili bir süreç.

Bu konuda bana düşünce ve fikirlerini dile getiren, bana dönüşler yapan herkese…

Sonsuz teşekkür ve sevgilerimle, 🖐