En çok korktuğum şeylerden bir tanesi evlilik olayı. Hayır, evliliğin kendisinden korkmuyorum. Korktuğum şu; tüm hayatını paylaşabileceğin kişinin sizin için “doğru insan” olup olmaması tabiri caizse. E tabi bir şeyleri yaşayıp paylaşmadan karşındaki insanın sizin için doğru insan mı olup olmadığını nasıl bilebiliriz bu da ayrı bir mevzu.

İnsanları tanımak çok zorlu bir süreç. Daha insan kendisini bile tam tanıyamamışken, bir başkasını ne kadar tanıyabilecek? Günümüz dünyasında kimsenin kimseye güveni kalmamışken, bu evlilik mevzusu daha da çıkmaza giriyor. Birisini yakından tanımaya başlıyorsunuz, zaman harcıyorsunuz, emek harcıyorsunuz sonrasında “b*k” çıkabiliyor. E nasıl olacak bu işler? Bilmiyorum şu an için. Allah doğru insanı karşımıza çıkarır umarım. 🙏

Size yaşanmış gerçek bir olay anlatayım…
Yazının bundan sonraki kısmını bahsini edeceğim ve ismine Ali rumuzu vereceğim kişinin ağzından yazacağım…

*  *  *

İsmim Ali.
İlkokulu bitirdikten sonra aileme dedim ki; benim okumakta gözüm yok, okumayacağım. Siz de bunun için boşuna masraf etmeyin. Okumadım ilkokuldan sonra. Orda burda çalıştım. İnşaatlarda çalıştım. İnşaatlarda çalışırken çimento torbalarının ıslanıp zarar görmemesi için üzerini örttükleri şeffaf naylon örtülerin altında yattım. Çok zor sıkıntılı zamanlar geçirdim. Çalışmak zorundaydım ama.

Birgün annem bana dedi ki; “Oğlum, artık evlenme vaktin geldi, sana dayının kızının alalım.”
Tamam anne, dedim. Sen nasıl uygun görürsen, bana uyar.

Öz mü öz dayım dedi ki; “Yav bu Ali’de iş yok, güç yok, nasıl edecek nasıl geçindirecek falan…” Bunu diyen öz dayım. Yedi kat yabancı dayımın eşi ise dedi ki; “Ali çalışkan adamdır, taşın suyunu çıkarır, yine de eve ekmek getirir, aç bırakmaz.”

Ama ben dayımın o lafını işittikten sonra anneme dedim ki, yok anne ben evlenmek istemiyorum.

..

Bir gün bir kızla tanıştım…
Çok iyi anlaştık, sevgili olduk, çıkmaya başladık. Birbirimizi seviyoruz. Kızın ailesinin maddi durumu çok iyi. Ama benim maddi durumum ortada, hiçbir şeyim yok.

Kızın babasının karşısına çıktım ve dedim ki;

“Bakın… Ben kızını seviyorum, ona talibim. Ama benim ne birikmişim, ne altınım, ne param var. Şu üzerimdeki kıyafetimden başka hiçbir şeyim yok. Eğer izin veriyorsanız ben kızınızı istiyorum, onunla evlenmek istiyorum.”

Babası dedi ki; “Madem birbirinizi istiyorsunuz, kızımı sana veriyorum.”

Evlendik çok şükür.
Evlendik ama 6 ay boyunca bizim yatak odamız olmadı. 6 ay boyunca salonda kanepe oturdu, yattık, uyduk. Eşim bir kez olsun, bir kere bile sesini çıkarmadı, isyan etmedi, küsmedi, söylenmedi, şikayet etmedi. Bir kez bile…

Babası arardı, nasılsınız kızım, iyi misiniz?, diye…
Eşim derdi ki; Çok iyiyiz baba, yemekteyiz şöyle böyle. Halbuki evde açızdır o an. Ama babasına belli etmezdi.

Yine de tüm sıkıntılara rağmen, eşim hep yanımda oldu, destek oldu, bir kez bile beni yalnız bırakmadı. Hiç şikayet etmedi, sesini çıkarmadı.

..

Şu an işlerim çok iyi şükür. Bir şarküteri firmasının bölge müdürlüğünü yapıyorum. Altımda arabam var. Kocaman bir evim var. Salonda kocaman led tv’im, digitürk’üm, lig tv’im her şeyim var şükür. Mutfakta bile kocaman led tv’im var. Sakın yanlış anlama, bunları hava atmak adına söylemiyorum.
Kredi kartlarımı da eşime verdim, dedim ki; “Al bu kartları, istediğin gibi harca, canın ne istiyorsa al, ye, iç…”

Neden biliyor musunuz?
Çünkü ben, şu an bu konumda olmamı ona borçluyum. Onun sayesinde buralara geldim. Eşim tüm her şeyi, her şeyin en iyisini hak ediyor. Allah’ıma şükürler olsun ki, karşıma böylesine güzel bir insanı, “doğru insanı” karşıma çıkardı. Ne kadar şükretsem az…

-Ali

*  *  *

Sizi bilmem ama bu hikayesini bana anlattığında çok etkilenmiştim. Hala da her aklıma gelmesinde etkileniyorum.

Günümüzde ayrılanların sayısını günden güne giderek büyük ivmeyle artıyor. O kadar zaman, emek, masraf hep boşa gidiyor. Bir de ortada çocuklar varsa, olan çocuklara oluyor. Çocuklara bunu yaşatmaya hakkımız yok oysa ki…

Aslında olay şu, ilişkilerin pamuk ipliğine bağlı oluşu. Düğün günü atılan yüzükleri mi duymadık, evliliğin daha henüz ilk aylarında ayrılanları mı duymadık, kadının istediği salon takımı alınmadı diye atılan yüzükleri mi duymadık, şu kadar altın istiyorum yoksa yok diyenleri mi duymadık…  O kadar çok şey duyduk ki, hepsi de bir incir çekirdeğini doldurmayacak sudan sebepler…

Yazık değil mi karşınızdaki insana?
Havadan sudan sebeplerle, incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerle insan karşısındakini neden üzer ki?
Bir şeyleri bitirmek bu kadar kolay olmamalı. Kalp kırmak bu kadar kolay olmamalı.

Kalp kırmak diyoruz, ne kadar hassas bir konu oysa ki.
Kalp bu, Allah’ın misafir olduğu tek mekan. Ve siz bu kutsal mekanı kırıp yıkıyorsunuz. Nasıl olur da bir insan bu mekanı incitip kırabilir?

Hz. Ali’nin bu konuyla ilgili çok güzel bir sözü var;

“Elini kır, ayağını kır ve hatta gerekirse boynunu kır ama gönül kırma. Gönül kıranın abdesti tutmaz, namazı da olmaz.”

Son olarak Mevlana’nın sözüyle yazıyı bitirelim;

“Kabe, Azer’in oğlu Halil İbrahim’in yaptığı bir binadır. Kalp ise, yüce Allah’ın nazargahıdır. Bu sebeple, bir gönül yıkmak, bin kabe yıkmaktan daha kötüdür.”

Konu burada kalp kırmaya kaymış olsa da, yazının bütününde söylemek istediğimi anlattığımı düşünüyorum.

Ne diyelim, Allah doğru insanı karşımıza çıkarsın. 🙏