Gözlerimi açtığımda güneşli bir Pazar gününe uyandığımı düşünmüştüm.
Ki çok sürmeden hava tekrar kapanmaya başladı.
Şu an yağmur yağıyor. 🌧
Olsun.
Ben yağmuru da çok severim.

* * *

Bir arkadaşım Twitter üzerinden bu konu için bana şu şekilde dönüş yaptı;

“Güneş gösteriyor kendini ara ara nazlanıyo sanki son günlerinde onunla ilgilenmemizi istermiş gibi.. ”

Sanırım haklı.
Tabi ya… İlgilenmek! 👍

* * *

Yağ yağmur… Yağ!
Yağarken ruhlarımızı da yıkayıp, temizleyebilsen keşke!
Hiçbirimiz temiz kalamıyoruz.

* * *

Her fırsatta Pazar günlerini sevdiğimi dile getirmekten çekinmiyorum.
Ve her fırsatta şunları söylüyorum;

Pazar günlerini seviyorum. Çoğu zaman huzuru hissediyorum. Şehir sesini kesmiş, kapamış çenesini. 6 gün boyunca yorulmuş, 7. gün ise uykuya dalmış gibi.

* * *

Pazar günlerini çok seven ben, huzursuz, keyifsiz ve neşesiz uyanıyorum bu Pazar gününe…
Sebebini ben de bilmiyorum. Bu yüzden pas geçiyorum bu mevzuyu…

* * *

Her Pazar yaptığım ilk işlerden bir tanesi de Haşmet Babaoğlu’nun “Pazar Notları”nı okumaktır.
Büyük bir keyifle…
Bugün ki Pazar Notları’ndan beğendiğim bir not şöyle;

Günün birinde şöyle bir ilan göreceğimden endişe ediyorum: “Tek kullanımlık steril dostluk.”

* * *

Her Pazar fırsatını buldukça yaptığım şeylerden bir diğeri de TRT 1 ekranlarında oynayan Western kuşağı…
Kovboy filmlerini seviyorum.
Belki de o filmlerdeki karakterler ilgimi çekiyor ve beğeniyorum…
Bir şey daha; karakterlerin ses tonları.

* * *

Bu Pazar TRT1′deki film; Büyük Ülke

Büyük Ülke filminden hoşuma giden bir sahne;

Bir çift dans ederken bir adam bu dans eden çiftin yanına gelerek şöyle diyor:
– Kızımla dans edebilir miyim?

Dans eden adam cevap veriyor:
– Tabi ki. Kızınızla dans etmek sizin hakkınız.

Kız babasına:
– Biliyor musun? Burdaki en yakışıklı erkek hala sensin babacığım.

Baba:
– Daha güzeli de ne biliyor musun? Bunu söylerken içten söylüyor olman.

(Kız çocuklarının ilk aşkları gerçekten babaları mı?
Ve kızlar kafalarında bir erkek modeli oluştururken babalarının etkisi sanırım çok büyük.)

* * *

Aynı filmden başka bir sahne;

Genç odadan içeriye girerek babasına sesleniyor;
– Beni istemişsin baba?

Baba:
– Ben seni, sen doğmadan önce istemiştim.

* * *

Ruhumuzda oluşan yaralar gözler görülür, elle tutulur yara değil ki merhem sürelim.
İşte bu yüzden imdadımıza şarkılar yetişiyor.

Şarkılar…
Ruha dokunabilen, yaralara merhem süren ya da daha da azdıran şu şarkılar…
Ruhumuzdaki yaralara ille de merhem sürülmesi gerekiyorsa, şarkılardan daha iyi bir merhem yok sanırım?

* * *

Müzik yapmak çok zor iş. Meşakkatli iş.
Müzikle uğraşan, müzik yapan insanları ayrı bir seviyorum. Ayrı bir saygı duyuyorum.
Müzik yapan insanlara ben ‘Ruh Doktorları’ diyorum.
Nihayetinde bir ruha dokunabilmek zor iş.

* * *

Herkes yaralı, bereli…
Herkesin ruhunda merhem gerektiren yaralar var.
Öyleyse;
Haydi şimdi kendine bir şarkı ısmarla!


Not: Eski notlarımı karıştırırken kaç sene evvel yazdığımı hiç hatırlamadığım bu yazıma denk geldim ve yeniden paylaşmak istedim. Okuduğun için teşekkür ederim sevgili okuyucu… 🙏😊