Son zamanlarda Starbucks ile ilgili bir yazı sosyal medyada paylaşılıp duruyor. Ben ilk Twitter’da denk geldim. Atılan tweeti aynen aktarıyorum;

“Bazı ülkelerdeki Starbucks sayıları, İtalya’da 1 tane varken Türkiye’de 408 adet… Karton kutudaki zifte 15 TL verip birde o kutuyu elinde olimpiyat meşalesi gibi dolaştırıp statü atladığını zanneden öykünmecilik varken bu sayı az bile…”

Herhangi bir ürünü veya hizmeti eleştirmek elbette en doğal hakkıdır insanın. Fakat art niyet işin içine girdiğinde işler değişiyor; yukarıdaki tweet örneğinde olduğu gibi.

Art niyet diyorum doğru. Çünkü şu cümleye dikkat edin; “karton kutudaki zifte 15 tl verip…”

Eğer cümle “karton kutudaki kahveye 15 tl verip…” diye devam etseydi, anlaşılır bir durum olabilirdi belki. Ama direk zift diye hitap etmek tüm niyeti açıkça gösteriyor.

Üstelik, Starbucks ile ilgili bu içeriği yazan ve paylaşan kişilerin daha önce Starbucks’a gittiklerini hiç sanmıyorum. Çünkü gitmiş olsalardı, kahvenin 15 TL olmadığını bilirlerdi. -hatta bazıları 20 tl demiş- Filtre kahve 5,75 veya 6,25 TL olması lazım. Ve bardağın boyutuna göre de değişiyor fiyatlar. Tabi yine 15-20 TL değil.

Değinmek istediğim ufak bir nokta daha var; İtalya’da 1 tane varken, Türkiye’de 408 tane olduğu… Bu konu üzerinde çok durmadan tek bir cümleyle geçmek istiyorum; Tereciye tere satmak, hangi aklın ürünü olabilir?!

Ben fırsatım oldukça Starbucks’a gitmeyi tercih ediyorum. Çünkü;

Starbcuks’ta 6,25 tl’ye mis gibi kahvemi alıp, istediğim yere oturup, istediğim gibi vakit geçirebiliyorum. Bazen açıp kitabımı okuyorum ama daha çok bilgisayarımı açıp saatlerce çalışabiliyorum. Ücretsiz bir şekilde interneti kullanıyorum, oturduğum her noktada bulunun prizleri kullanıyorum, çalışma masasını kullanıyorum, WC’leri kullanıyorum.

Mekanları hep nezih. Çoğu insan mekan için de tercih ediyor Starbucks’ı. Bu mekanlarda saatlerce çalışabilirsiniz. Bir kişi de gelip sizi rahatsız etmez. Üstelik içtiğiniz kahve, kahve gibi kahve. Ve kahvenizin hazırlanışı baştan sona gözlerinizin önünde oluyor ki, burda devreye kullanıcı deneyimi mevzusu giriyor, buna hiç girmeyeyim apayrı bir konu çünkü. Konu dağılmasın.

Bu saydıklarımı yapmak için illa bir şey alıp yemek-içmek zorunda değilsiniz. İstediğiniz gibi gidip, istediğiniz yere oturup, saatlerce hiçbir şey almadan çalışabilirsiniz.  Hatta abartalım; sabah gidip oturun ve hiçbir şey almadan-yemeden-içmeden akşama kadar oturun, yine hiç kimse gelip sizi rahatsız etmeyecektir.

Peki diğer cafelerde durum nasıl?

30-45 dakikada sipariş zorunludur uyarısı altında, sürekli garsonun gelip “bir şey alır mısınız?” dürtüleri, yani “bir şey almıyorsanız kalkıp gidin masayı boş yere işgal etmeyin” mesajları insanı rahatsız ediyor.

Yine aynı şekilde, kahve içmek istediğinizde 50 kuruşluk “3’ü 1 arada”yı 8-10 TL’ye hesaba yansıtmaları mı dersin…

İnce belli çay bardağında, dudak payı diye bardağın 3’te 2’si dolu şekilde çayı 4-5 TL’ye hesaba yansıtmaları mı dersin…

Ülkenin halka açık çoğu camiilerinde bile WC’ye para ödüyorsunuz yahu!

Tüm bunlara rağmen bir de kalkıp Starbucks’la ilgili bilip bilmeden ve hiç gitmeden atıp tutmayın arkadaşlar. Sadece Starbucks değil, Caribou da kahve zinciridir ve bu dediklerim Starbucks gibi Caribou için de geçerlidir.

Yani mevzu Starbucks olması değil. Bu saydıklarım gibi mekanlar yapın, oralara da gitsin insanlar aynı şekilde. Dediğim şekilde gidip saatlerce rahatsız edilmeden çalışabileceğiniz kaç tane mekan var başka?

Banzer şekilde mekanlar açtınız da insanlar mı sizi tercih etmedi?!

Son olarak, kimse bir kahve kutusuyla statü atlamıyor, atlanmaz da! Boş yapmayın.

Şimdilik Starbucks ve Caribou dışında pek alternatif yok, bu mekanları kullanmaya ve buranın kahvelerini içmeye devam edeceğim.

Umarım anlatabilmişimdir değerli okuyucu 🙃

Kahve kokularınız bol olsun… ☕