Posts in "Bi'dilim Hayat" category / Sayfa 2

Hello World

Bizzat yaşamış olduğum iki ayrı olay üzerine bu yazıyı yazmaya karar verdim.

İlkinden başlayalım…

Kuzenimi ziyarete gittiğimde orada uzak akraba olan bir abi ile tanıştım. Muhabbet ederken konu okuduğum bölüm ve iş üzerine geldi. Neyle meşgulsun, ne iş yapıyorsun? dedi. O sıralar henüz bilgisayar mühendisliği öğrencisiydim. Bilgisayar mühendisliğinde okuyorum, dedim. Mobil oyun falan yazıyor musun? dedi. Hayır, dedim. Oyun üzerine yoğunlaşmadığımı söyledim. Yöneldiğim bir alan değildi. Ben Elektrik-Elektronik mühendisiyim, filan şirkette çalışıyorum, dedi. Evli, çoluk çocuğa karışmış, düzenli sabit bir işi olan ortalama bir profil gibi. Ama bu kadar değil. Sonra devam etti, benim mağazada -yanılmıyorsam- 30 küsür oyunum var, demez mi! Ben şok tabi. Oyunu hem kendisi tasarlıyor hem de kodluyor. Oyunun hedef kitlesinden ve hedef kitlesine göre de oyunlardaki reklam olaylarından bahsetti. Tabi ona göre de reklam gelirleri, aylık oyunların indirilme istatistikleri, reklam tıklanmaları ve reklamlardan gelen bütçe vs. Ki gayet ciddi bir geliri var. Hedef kitleni iyi tanırsan, ona paralel olarak gelir modelin de tıkır tıkır çalışıyor.

Okumaya devam et…

Bir Kutu Zift Değil; Kahve!

Son zamanlarda Starbucks ile ilgili bir yazı sosyal medyada paylaşılıp duruyor. Ben ilk Twitter’da denk geldim. Atılan tweeti aynen aktarıyorum;

“Bazı ülkelerdeki Starbucks sayıları, İtalya’da 1 tane varken Türkiye’de 408 adet… Karton kutudaki zifte 15 TL verip birde o kutuyu elinde olimpiyat meşalesi gibi dolaştırıp statü atladığını zanneden öykünmecilik varken bu sayı az bile…”

Herhangi bir ürünü veya hizmeti eleştirmek elbette en doğal hakkıdır insanın. Fakat art niyet işin içine girdiğinde işler değişiyor; yukarıdaki tweet örneğinde olduğu gibi.

Okumaya devam et…

E-kitap Okuyucular Kitapların Yerini Tutabilir mi?

Zaman zaman ülkemizdeki kitap okuma oranı ile ilgili istatistik bilgilerle karşılaşıyoruz. Filan ülkelerde yıllık okuma oranı kişi başına şu kadar iken, ülkemizde bu kadar gibilerinden…

Ülkemiz için tablo pek iç açıcı olmayabilir.
Yine de umutsuz değilim.
Belli bir oranda okuyan bir kitle var ve bu çarkı bir şekilde döndürüyorlar.
Yeterli mi? Değil.
Ama her geçen gün bu oranın arttığı inancındayım.

Kitap okuma oranını bir kenara bırakalım şimdi. Biraz okuyan kesime yönelim.
Ben de dahil, kitap okuyanların bir çoğu kendi kütüphanem olsun istiyor. Mesela ben, bu yüzden kimseden ödünç kitap alıp okumuyorum. Okuyacaksam gidip kendim satın alıyorum. Böylelikle her defasında kendi kütüphaneme yatırım yapmış oluyor ve ufak ufak da olsa zenginleştirmiş oluyorum. Aynı şekilde okuması için kimseye kitap vermek de gelmiyor içimden. Verdiğim kitaplardan hatırlayabildiğim kadarı ile sanırım 1 veya 2 tanesi sağlam şekilde bana geri geldi. Diğerleri kayıp!

Okumaya devam et…

Bugün Annem Öldü Belki de Dün

Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum. Bakımevi’nden bir telgraf aldım:

Anneniz öldü. Cenazesi yarın kaldırılacak.

Saygılar.

Bundan pek bir şey anlaşılmıyor. Belki dün ölmüştür.

. . . . . . . ✂

Bu çarpıcı ve sarsıcı sözcükler Albert Camus‘un o meşhur kitabı Yabancı‘nın başlangıç cümleleri…

Sizi bilemem ama ilk okuduğumda bana oldukça sarsıcı gelmiş ve daha kitabın ilk saniyelerinde -ne oluyor yahu?- tarzında tepki vermiştim. Bir insanın dünyada en çok sevdiği varlık olan annesine karşı böylesine soğukkanlı ve duygusuz oluşu insana ilk başta sarsıcı gelmesi pek normal. Kitabı okudukça karakterimiz Meursault‘u daha iyi tanımaya ve onun bu tür davranışlarını normal karşılamaya başlıyorsunuz. 

Okumaya devam et…

Sözüm Meclisten İçeri

Geçenlerde çok eski notlarımı şöyle bir gözden geçirip, bazılarına yeniden el atıp gün yüzüne yeniden çıkarmak istedim. Birbirinden bağımsız kısa kısa notlarım şunlardır ki, keyifle sıkılmadan okumanız inancıyla…

*  *  *

İnsanız… Robot değil. Elbette ki zaman zaman yeri geldiğinde duygularımızı yansıtıyor olacağız. Bazı zamanlar hüznümüz, bazı zamanlar neşemiz, mutluluğumuz, sevincimiz bizi aşıp yansıyor. Demem o ki; maske takıp duygularımızı gizlemeye çalışmak, robotlaşmaktan başka bir şey değil, bayım.

*  *  *

Yolda yürürken karşımdan görme engelli biri geliyordu. Kaba tabirle “kör”. Yanımdan geçerken sanki şu şekilde fısıldamış gibi geldi bana; “Asıl körlük, kalp gözünün körlüğü.”

*  *  *

Cümlelerimdeki bazı kelimeler, kendisinden hemen sonra gelen virgüle takılıp düşüyor. Bundan dolayıdır bazı cümlelerimin devrik oluşu. Bazen de cümlelerimdeki ünlem veya soru işaretlerinin noktaları düşüyor. Sonrasında da darda ve zorda kalıyor cümlelerim; anlamını yitirmemek için…

Okumaya devam et…

« Önceki Gönderiler Sonraki Gönderiler »