Hello World

Bizzat yaşamış olduğum iki ayrı olay üzerine bu yazıyı yazmaya karar verdim.

İlkinden başlayalım…

Kuzenimi ziyarete gittiğimde orada uzak akraba olan bir abi ile tanıştım. Muhabbet ederken konu okuduğum bölüm ve iş üzerine geldi. Neyle meşgulsun, ne iş yapıyorsun? dedi. O sıralar henüz bilgisayar mühendisliği öğrencisiydim. Bilgisayar mühendisliğinde okuyorum, dedim. Mobil oyun falan yazıyor musun? dedi. Hayır, dedim. Oyun üzerine yoğunlaşmadığımı söyledim. Yöneldiğim bir alan değildi. Ben Elektrik-Elektronik mühendisiyim, filan şirkette çalışıyorum, dedi. Evli, çoluk çocuğa karışmış, düzenli sabit bir işi olan ortalama bir profil gibi. Ama bu kadar değil. Sonra devam etti, benim mağazada -yanılmıyorsam- 30 küsür oyunum var, demez mi! Ben şok tabi. Oyunu hem kendisi tasarlıyor hem de kodluyor. Oyunun hedef kitlesinden ve hedef kitlesine göre de oyunlardaki reklam olaylarından bahsetti. Tabi ona göre de reklam gelirleri, aylık oyunların indirilme istatistikleri, reklam tıklanmaları ve reklamlardan gelen bütçe vs. Ki gayet ciddi bir geliri var. Hedef kitleni iyi tanırsan, ona paralel olarak gelir modelin de tıkır tıkır çalışıyor.

Okumaya devam et…

Bir Kutu Zift Değil; Kahve!

Son zamanlarda Starbucks ile ilgili bir yazı sosyal medyada paylaşılıp duruyor. Ben ilk Twitter’da denk geldim. Atılan tweeti aynen aktarıyorum;

“Bazı ülkelerdeki Starbucks sayıları, İtalya’da 1 tane varken Türkiye’de 408 adet… Karton kutudaki zifte 15 TL verip birde o kutuyu elinde olimpiyat meşalesi gibi dolaştırıp statü atladığını zanneden öykünmecilik varken bu sayı az bile…”

Herhangi bir ürünü veya hizmeti eleştirmek elbette en doğal hakkıdır insanın. Fakat art niyet işin içine girdiğinde işler değişiyor; yukarıdaki tweet örneğinde olduğu gibi.

Okumaya devam et…

E-kitap Okuyucular Kitapların Yerini Tutabilir mi?

Zaman zaman ülkemizdeki kitap okuma oranı ile ilgili istatistik bilgilerle karşılaşıyoruz. Filan ülkelerde yıllık okuma oranı kişi başına şu kadar iken, ülkemizde bu kadar gibilerinden…

Ülkemiz için tablo pek iç açıcı olmayabilir.
Yine de umutsuz değilim.
Belli bir oranda okuyan bir kitle var ve bu çarkı bir şekilde döndürüyorlar.
Yeterli mi? Değil.
Ama her geçen gün bu oranın arttığı inancındayım.

Kitap okuma oranını bir kenara bırakalım şimdi. Biraz okuyan kesime yönelim.
Ben de dahil, kitap okuyanların bir çoğu kendi kütüphanem olsun istiyor. Mesela ben, bu yüzden kimseden ödünç kitap alıp okumuyorum. Okuyacaksam gidip kendim satın alıyorum. Böylelikle her defasında kendi kütüphaneme yatırım yapmış oluyor ve ufak ufak da olsa zenginleştirmiş oluyorum. Aynı şekilde okuması için kimseye kitap vermek de gelmiyor içimden. Verdiğim kitaplardan hatırlayabildiğim kadarı ile sanırım 1 veya 2 tanesi sağlam şekilde bana geri geldi. Diğerleri kayıp!

Okumaya devam et…

Sonraki Gönderiler »