Modern İnsan Keşke Böyle Olmasaydı!

Taş devrinden günümüz uzay çağına…
Şöyle bir baktığımızda muazzam ve korkutucu hatta ve hatta ürkütücü bir değişim görüyoruz.
Değişim kaçınılmaz ve bu değişim girdabına yakalanmayan hiçbir şey yok.
Canlı veya cansız, insanla temas eden her şey insanla birlikte bir değişim içerisinde. İçinde bulunulan çağın şartlarına göre her şeyle birlikte insanın kendisi de yeniden kurgulanıyor.

Tüm bunlarla birlikte ortaya çıkan iki kavram; modern zaman ve modern insan.

Modern insan kavramında biraz duralım istiyorum.
Çünkü “modern insan” kavramıyla günümüzdeki insan profili pek uyuşuyor gibi görünmüyor. Evet insan bir değişim içerisinde ve yeniden kurgulanıyor olabilir belki ama bu süreç içerisinde insanın mayasında bozulmalar yaşanıyor gibime geliyor. Kısacası modern insan kavramıyla insanın kendisi ters orantı içerisinde dersek yanlış olmaz.

Okumaya devam et…

İki Gönül Bir Olunca Samanlık Saray Bile Olur

En çok korktuğum şeylerden bir tanesi evlilik olayı. Hayır, evliliğin kendisinden korkmuyorum. Korktuğum şu; tüm hayatını paylaşabileceğin kişinin sizin için “doğru insan” olup olmaması tabiri caizse. E tabi bir şeyleri yaşayıp paylaşmadan karşındaki insanın sizin için doğru insan mı olup olmadığını nasıl bilebiliriz bu da ayrı bir mevzu.

İnsanları tanımak çok zorlu bir süreç. Daha insan kendisini bile tam tanıyamamışken, bir başkasını ne kadar tanıyabilecek? Günümüz dünyasında kimsenin kimseye güveni kalmamışken, bu evlilik mevzusu daha da çıkmaza giriyor. Birisini yakından tanımaya başlıyorsunuz, zaman harcıyorsunuz, emek harcıyorsunuz sonrasında “b*k” çıkabiliyor. E nasıl olacak bu işler? Bilmiyorum şu an için. Allah doğru insanı karşımıza çıkarır umarım. 🙏

Okumaya devam et…

Bir Pazar Günü Yazısı

Gözlerimi açtığımda güneşli bir Pazar gününe uyandığımı düşünmüştüm.
Ki çok sürmeden hava tekrar kapanmaya başladı.
Şu an yağmur yağıyor. 🌧
Olsun.
Ben yağmuru da çok severim.

* * *

Bir arkadaşım Twitter üzerinden bu konu için bana şu şekilde dönüş yaptı;

“Güneş gösteriyor kendini ara ara nazlanıyo sanki son günlerinde onunla ilgilenmemizi istermiş gibi.. ”

Sanırım haklı.
Tabi ya… İlgilenmek! 👍

Okumaya devam et…

Hello World

Bizzat yaşamış olduğum iki ayrı olay üzerine bu yazıyı yazmaya karar verdim.

İlkinden başlayalım…

Kuzenimi ziyarete gittiğimde orada uzak akraba olan bir abi ile tanıştım. Muhabbet ederken konu okuduğum bölüm ve iş üzerine geldi. Neyle meşgulsun, ne iş yapıyorsun? dedi. O sıralar henüz bilgisayar mühendisliği öğrencisiydim. Bilgisayar mühendisliğinde okuyorum, dedim. Mobil oyun falan yazıyor musun? dedi. Hayır, dedim. Oyun üzerine yoğunlaşmadığımı söyledim. Yöneldiğim bir alan değildi. Ben Elektrik-Elektronik mühendisiyim, filan şirkette çalışıyorum, dedi. Evli, çoluk çocuğa karışmış, düzenli sabit bir işi olan ortalama bir profil gibi. Ama bu kadar değil. Sonra devam etti, benim mağazada -yanılmıyorsam- 30 küsür oyunum var, demez mi! Ben şok tabi. Oyunu hem kendisi tasarlıyor hem de kodluyor. Oyunun hedef kitlesinden ve hedef kitlesine göre de oyunlardaki reklam olaylarından bahsetti. Tabi ona göre de reklam gelirleri, aylık oyunların indirilme istatistikleri, reklam tıklanmaları ve reklamlardan gelen bütçe vs. Ki gayet ciddi bir geliri var. Hedef kitleni iyi tanırsan, ona paralel olarak gelir modelin de tıkır tıkır çalışıyor.

Okumaya devam et…

Bir Kutu Zift Değil; Kahve!

Son zamanlarda Starbucks ile ilgili bir yazı sosyal medyada paylaşılıp duruyor. Ben ilk Twitter’da denk geldim. Atılan tweeti aynen aktarıyorum;

“Bazı ülkelerdeki Starbucks sayıları, İtalya’da 1 tane varken Türkiye’de 408 adet… Karton kutudaki zifte 15 TL verip birde o kutuyu elinde olimpiyat meşalesi gibi dolaştırıp statü atladığını zanneden öykünmecilik varken bu sayı az bile…”

Herhangi bir ürünü veya hizmeti eleştirmek elbette en doğal hakkıdır insanın. Fakat art niyet işin içine girdiğinde işler değişiyor; yukarıdaki tweet örneğinde olduğu gibi.

Okumaya devam et…

Sonraki Gönderiler »